b i r s o n b a h a r c a s u s u


üstü kapalı kalple belgelendi ruh


bir atın gözyaşında sabahlar zehir;
şehzadenin cibinliğindeki suare kanama,
sarayda bir leylak örümcek öldürdü ferman.

seslenişleriydi dünyanın son tahta aynası;
doğrudan yüzüne çıkıldı gecenin,
ve berduş bir bıçaktan feyz aldı zulüm,
açtım attım göğsümü dar suyun ilk kavmine,
dizginlerime asıldı su
su, mahmuz vurdu celbime;

şehzadeyle çınarı sevişir bulur mu ölüm
uzayın gömüldüğü peygamber yangınlarında..
kendi gölgesini dansa kaldıran bir sonbahardı
çakmak çakmak yağmura dudak büken bir orkide
ıslak kente at üstünde giren meşhur bir orospu
tek hançer darbesiyle alaşağı edilebilecek
bir gökyüzü gibi bir sonbahar..
sonbahar, suçsuzluğumuzdan sorumluydu!

sararmış bir yaprağı makyaj aynasıymışcasına
elinde tutan o aşk,
serin rüzgârı far niyetine çalakalem
gözkapaklarına hoyratça vuran o aşk,
evet o aşk,
sonbaharın şakaklarına bir tabanca gibi
henüz dayanmamıştı!
hüsnüyusuflar, tül perdeler, chopin ve romans
kurukafalar, motorsikletler ve cam kasklar
adresler, telefon numaraları ve ölümüne yeminler
ölümüne atlar, ölümüne orospular ve ölümüne sonbahar
avuçlarımıza bırakılmış iskambil evler gibi
henüz yanmamıştı!
çocuktuk! gülün gözünde hâlâ çocuktuk!
yorgunduk! çağlayanlardan yukarı yüzen bir kuş
bulutların dekorasyonuyla ilgilenen bir tanrı
savaş meydanında karşı karşıya gelen kılıçlar
çığlıklar, haykırışlar, tomurcuklar
gibi yalnız, hür ve çocuktuk!
çocuk olmak, henüz yasaklanmamıştı!

aşağı sarkıp seyrettiğimiz yeryüzü
masum bakışlarımızdaki emekli gladyatörler
çoğalamadan incindiğimiz
isyan edemeden içimize kapandığımız
bir sardunyanın tırmandığı evi dövmesi gibi
yeşilin içinde maviyle sarının tartışması gibi
yokolan bir lisandan bize kalan o tek kelime: Aşk!
evet o aşk,
sonbaharın şakaklarına bir tabanca gibi
henüz dayanmamıştı!
Tabancanın soğuk nefesindeki o büyük korku
o büyük korkuyu halkın gözlerine mermi gibi süren aldatmaca
tarihin hiçbir zamanında böylesi uzun yaşanmamıştı!

Peki, şimdi senden bana kalanı nasıl taşırım
ölü bir askeri taşıyan bir başka ölü asker gibi!
Gecenin bacaklarını omzuma atıp
gecenin apışarasında karanlığın aklını .iker gibi!
Yok! Yok! Yok! Bu kadar korunmasızken ben
bu kadar delirmişken ben
bu kadar isyan edip ağlamayı
ağlamayı gülmenin çekirdeğinde kemiklerinden sıyırırken
Yok! Yok! Yok! Hakkın yok beni böyle bir delirmenin orta yerinde
mimarsız ve doktorsuz bırakmaya!
Aldatma mayanı, aldatma geldiğin uzay parçasından aklında kalanı!
İnsana doğru kaymaz hiçbir yıldız
İnsana doğru yükselmez hiçbir dağ
Bunların hepsi tanrının, çocukları peygamberleri kandırma yalanı!

Sopsoğuk bir kıştım ben, evet, somsoğuk bir kış!
Bir sonbahar casusu gibi girdin dudaklarımın arasındaki anlama!
Yaz oldum sana bütün soğukluğumla
Bütün damarlarımla sarıldım sana ve senden bana kalabilecek bütün tortuya

Beni sevmeye çalış! Benden sınıf geç! Benden kurtul mezun ol!
Mezun ol ama
Beni lütfen anlama!

Çünkü ne dağım sevginin doğal düzgünlüğünde
ne de yıldızım senin aklında aşktan aldığı yapay ışıkla parıldayan!

Beni bir halk öpüyorsa âşığım
Beni bir devrim kucaklıyorsa sadığım sevdalıya!



yaz-eylül 2000